Kadınlar Barışa Nasıl Hayat Verdi? – Evrensel / Hilal Tok


‘Kadınların Barış Mücadelesinde Dünya Deneyimleri’ Sırbistan, Kosova, Sri Lanka ve Suriye’deki savaşlar ile kadınların barış mücadelesini ele alıyor.

21 Mart, yani Newroz, bu topraklarda pek çok anlamının yanı sıra esasen halkların barış talebini yinelediği gündür… Barış en çok kadınların dilindedir. Bu topraklarda da sınırların ardında da…

Savaş koşullarının en çok kadınları etkilediğini, barış mücadelesinin ise en çok kadınlar eliyle yürütüldüğünü biliyoruz. Dünya üzerinde savaşı yaşayan topraklarda kadınların yaratıcı barış mücadelelerinin nasıl yürütüldüğü, kadınların neler yaptıkları ise çok çarpıcı örnekler ve deneyimlerle karşımıza çıkıyor.

Demos Yayınlarından çıkan ve Güneş Daşlı ile Nisan Alıcı’nın Ulrike Flader danışmanlığında hazırladığı ‘Kadınların Barış Mücadelesinde Dünya Deneyimleri’ kitabı Sırbistan, Kosova, Sri Lanka, Suriye’de yaşanan savaşlar ve kadınların barış mücadelesini ele alıyor.

Türkiye’de barış ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren kadınların anısına ithaf edilen kitap, barış mücadelesi veren her bir kadına olan borcumuzu anımsatıyor.

SIRBİSTAN: İNKAR VE SESSİZLİĞİ KADINLAR BOZDU

Kitabın ilk bölümünde, Sırbistan’ın Yugoslavya’dan ayrılan halkalara uyguladığı baskının kadınlara getirdiği ağır sonuçlar bir bir anlatılıyor.

Yaklaşık 20 farklı halkın bir arada yaşadığı Yugoslavya’da bağımsızlık talepleri ve milliyetçilik 1970’lerde yayılmaya başladı. Bu durum Yugoslavya’yı iç savaşa sürükledi. Sırbistan’ın bağımsızlık talep eden ülkelere baskı uygulaması ise iç savaşın en ağır sonuçlarına sebep oldu. Sırbistan’ın yürüttüğü ‘etnik temizlikle’ 200 bin can kaybı yaşandı. 5 milyon insan yerinden edildi. Savaş ihlalleri en çok kadınlara ve çocuklara zarar verdi. Yüzlerce kadına ve çocuğa tecavüz edildi. Tecavüzler etnik temizliğin bir parçası oldu. Barış mücadelesini büyük oranda omuzlayan kadınlar Sırbistan’ın inkar ve sessizliğine karşı bu mücadeleyi yürüttü.

BU SAVAŞ ‘BİZİM ADIMIZA DEĞİL’

Sırbistan’ın içinde de milliyetçilik karşıtı halkayı genişletmeyi çabalayan gruplar vardı. Bu inisiyatiflerden en dikkat çekeni ‘Siyahlı Kadınlar’dı. Her yıl Belgrad’ın merkezindeki Cumhuriyet Meydanı’nda Srebrenitsa’yı bir soykırım olarak tanımlayan anmalar gerçekleştirdiler. Bu bir saatlik sessiz eyleme katılanlar sadece aktivistler değil, her yaş grubundan kadınlardı. Siyah giyerek pankartlarla savaş politikalarına karşı ‘Bizim adımıza değil’ sloganını kullandılar. Belgrad’da kadınların en büyük mücadelesi yükselen milliyetçiliğe karşı oldu. Kadınlar etnik ayrışmaya izin vermeden birlikte hareket ediyor, Bosnalı kadınlara tecavüz edenlerin Sırp erkekler olduğunu kabul ediyorlar ve bunu yüksek sesle söylüyorlardı. O zamandan bu zamana da cinsel suçlara karşı mücadele devam etti.

KOSOVA’DA CİNSEL ŞİDDET BAŞROLDEYDİ

1998-99 yıllarında Sırbistan ile Kosova arasında yaşanan çatışmalarda 14 bin kişi yaşamını yitirdi. Savaşta yine cinsel suçlar başroldeydi. Savaş sonrası Kosova’daki kadınlar, savaşın travmalarını iyileştirmeye odaklandı. Savaş döneminde cinsel şiddete uğramış, yerinden edilmiş, yoksullaştırılmış  kadınlar için mücadele edildi.

Miloseviç döneminde Kosova’nın direniş hareketinde önemli liderlik rollerini üstlenen kadınlar vardı. Hem toplumsal cinsiyet eşitliği için çalışıyorlar hem de Kosova’yı Sırp baskısından kurtarmak için mücadele veriyordu. Savaşın ağır koşullarına rağmen kadınlar ulusal, dini ve etnik sınırları aşarak birbirlerini destekliyorlardı.

15 BİN KADIN SAVAŞA KARŞI BEYAZ EYLEMDE

Kadınlar Sırp güçlerinin özellikle sivil Arnavutları öldürmesine karşı kitlesel eylemlere başladı. 8 Mart 1998’de 15 bin kadın başkent Priştine’de ellerinde beyaz kağıtlarla eylem yaptı. Beyaz kağıt şiddetsizlik demekti. Ancak Priştine’de barışçıl eylemler sürerken buraya yalnız birkaç kilometre uzaktaki Drenika bölgesinde kadın ve çocuklar Sırp güçlerinin kuşatması altında ölüm tehdidiyle karşı karşıyaydı.

8 Mart’tan birkaç gün sonra kadınlar bir araya gelerek ‘Drenikalı kadınlar ve çocuklar için ekmek’ sloganıyla Drenika’ya yürümeye başladı. Yürüyüş Sırp polisi tarafından engellense de uluslararası topluma ve insani yardım örgütlerine Drenika’da çocukların ve kadınların açlık ve şiddet sonucu ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğu mesajı verildi.

Savaş döneminde, kadınlar  savaş öncesinde yaptıkları gibi ulaşılması güç yerlerdeki kadınlara yardımlar  ulaştırmaya çalıştı. Anne ve Çocuk Tedavi Merkezi savaşın ortasında yerinden edilmiş anne ve çocuklara  sığınak görevi gördü. Temel ihtiyaçlar karşılandı. Travma geçirmiş kadınlara psikolojik destek sağlandı.

KADIN DAYANIŞMASI CİNSEL ŞİDDETİ ORTAYA ÇIKARDI

Savaş döneminde yaklaşık 20 bin kadın cinsel şiddete maruz kaldı. Tecavüzler çoğunlukla kadınların ailelerinin önünde ve kendi evlerinde gerçekleşiyordu. Kadınlar savaş dönemi ve sonrasında cinsel şiddete maruz kalanların adalete ulaşabilmesi için mücadeleler yürüttü. Ancak cinsel şiddet söz konusu olduğunda toplum sessizleşiyordu. Cinsel şiddet mağduru kadınların birçoğu ya savaşta ailelerini kaybetmişti ya da aileleri onları tecavüze uğradıkları için terk ediyordu. Savaş boyunca cinsel şiddet suçları raporlaştırılmış, kadınlara tıbbi yardım ve danışmanlıkta bulunulmuş, savaş sonrasında cinsel şiddetin tanınması, adalete erişimin ve psikososyal destek hizmetlerinin sağlanması için çalışmalar yapılmıştı.

Bu çabanın en büyük kazanımı 2014 yılında elde edildi. Cinsel şiddet mağduru kadınlar savaş mağduru sayıldı. Kadınlara tazminat verilmesi yasaya dahil edildi. Bu Kosovalı kadınlar için çok önemli bir kazanımdı.

İŞÇİ KADINLARIN BÜYÜTTÜĞÜ BARIŞ UMUDU

Hint Okyanusunda bulunan Sri Lanka çok kimlikli bir yapıya sahip. Bu adada Sinhaliler ve Tamiller yıllar süren bir iç savaş yaşadı. Bu savaşta bugüne dek 100 bine yakın insan öldü. Binlerce insan yerinden edildi. Ağır hak ihlallerinin yanında yoksulluk ve ekonomik yıkım çatışmanın önemli sonuçlarındandı.

2009 yılına dek savaş aktif bir biçimde devam etti. Ancak bu süreç sonrasında da barış ve eşitlik tam olarak sağlanamadı. Sinhaliler devleti tek tipleştirmeye ve üstünlük kurmaya çalıştılar. Tamiller ise kölelik koşullarında çalıştırıldı. Tamilli kadınlar hâlâ çok düşük ücretlerle uzun ve zorlu çalışma koşullarında tarım işçisi olarak çalışıyor.

Tamiller, devletin ayrımcı tutumuna karşı silahlanarak, Tamil Ealam Kurtuluş Kaplanları örgütünü kurdu. Devlet bu örgüte ‘terör örgütü’ ilan ederek savaşı derinleştirdi. İki grup arasındaki barış arayışlarında kadınlar yine önemli rol oynadı. Yerel ve ulusal düzeyde birçok kadın örgütü ve ağı barış için aktif olarak çalıştı. Kayıp anneleri barış mücadelesine öncülük etti. Bunun yanı sıra feminist ve işçi kadınlar barış hareketinde yer aldı. Kadınların barış mücadelesi işçi kadınların sınıf mücadelesinden beslenerek güçlendi.

SRİ LANKA’NIN BARIŞ ANNELERİ

Askerlik yaparken oğlunu kaybeden Barış Annesi Visaka Dharmasa barış mücadelesinin kayıp annesi olarak öne çıktı. Visaka Savaştan Etkilenen Kadınlar Derneğinin kurucularından biri oldu. İki ayrı etnik grup arasında güven sorununu gidermeye yönelik çabalarıyla kayıp anneleri barış mücadelesinde çok önemli bir yere sahip oldu. Anneler, ellerinde kaybedilen çocuklarının eşyaları ve fotoğrafları, dillerinde ağıtlarla devlete ve sorumlu olarak gördükleri Başbakana çağrıda bulunuyorlardı.

Savaştan Etkilenen Kadınlar Derneği hem asker yakınlarının hem de gerilla yakınlarının kayıp çocukları için mücadele etti. Acıyı ve mücadeleyi ortaklaştırdı.

SURİYE’DE KADINLARIN BARIŞ UMUDU HÂLÂ VAR

Suriye’deyse 6. yılına giren savaşta 250 binden fazla insan yaşamını yitirdi. 11 milyondan fazla insan ülke içinde ya da ülke dışına göç etmek zorunda kaldı (Bu rakamlar savaşın ilk 4 yılını kapsıyor.) Savaşta sivillere yönelik öldürme dahil işkence, tecavüz zorla kaybettirme gibi pek çok suç işlendi.

Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılı öncesinde de kadınlar devletin baskısı ve ayrımcı politikaları altında yaşıyordu. Bu süreçte pek çok kadın protestocu tutuklandı. Savaşla birlikte artan şiddet kadınların görünürlüğünü daha da azalattı. Erken yaşta zorla evlendirme ve tecavüz arttı. Pek çok insan hakları savunucusu kadın göç etmek zorunda kaldı. Kadın sorunları yerine savaştan kaynaklı acil önlem ve ihtiyaçlara yönelim gerçekleşti. Ancak buna karşın ‘Suriye’de kalıcı barış’ sloganıyla barış çalışmaları yürütüldü. Bu çalışma kapsamında örgütlü-örgütsüz kadınlar, farklı kentlerde savaşa karşı çeşitli yöntemlerle mücadele verdi.

Suriye’de Kürt kadınlarının mücadelesinin çok önemli bir etkiye sahip olduğunu gördük. Rojava devriminde Kürt kadınlarının örgütlülüğü ve mücadelesi bu savaşta umut oldu.

Şam’da 2011 yılından sonra aktif çalışma yürüten 11 kadın örgütü kuruldu. Halep’te ise kadınlar çocukların askeri güçler tarafından alıkonmasına karşı mücadele yürüttü.

“Barış mücadelesi veren kadınlar mülteciler ve LGBTİ’lerle dayanışma içinde, ortak bir mücadele yürütüyor.”

“Barış mücadelesi veren kadınlar mülteciler ve LGBTİ’lerle dayanışma içinde, ortak bir mücadele yürütüyor.”

‘DÜNYA ÖRNEKLERİ BİZE DE UMUT VERİYOR’

Kitabı hazırlayan isimlerden Nisan Alıcı, “Bu örnekler Türkiye’deki barış mücadelesinde umudumuzu korumamızı sağlıyor. Özellikle kadınlara dönük baskının bu kadar yüksek olduğu ve neredeyse sokağa çıkmaktan korkar hale geldiğimiz bu dönemde kamusal alanda en çok gördüğümüz özneler de kadınlar aslında. KHK’lerle işlerinden atılan kadınların direnişi, 8 Mart’ta binlerce kadının sokakları doldurması… Küçük küçük de olsa kadınların bir araya gelip barışı konuşması kadınların her koşulda örgütlenmeye ve mücadeleye devam ettiğini gösteriyor bize” diyor.

KADINLAR SADECE BARIŞ MÜCADELESİ VERMİYOR…

Nisan Alıcı bu örneklerin çatışmanın çözülmesi ve barış sağlanmasının uzun bir sürece yayıldığını gösterdiğine de dikkat çekiyor: “Bir çatışma dönemi toplumları o kadar uzun vadeli ve farklı boyutlarda etkiliyor ki, bu kaçınılmaz bir şey. Barış da bir anda gelecek bir şey değil. Bu sebeple bunu uzun vadeli politik bir mücadele süreci olarak görmek gerekiyor.”

Alıcı, barış süreçlerinin daha demokratik ve eşitlikçi bir toplum için zemin sağladığının, bunda kadınların bu süreçlere dahil olmasının da etkili olduğunun altını çiziyor. “Barış mücadelesi veren kadınlar aynı zamanda göçmenlerle, mültecilerle, LGBTİ’lerle dayanışma içinde ve ortak bir mücadele yürütüyor. Buradan hareketle diyebiliriz ki bizim anladığımız anlamda gerçek bir barış, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak; toplumdaki patriyarkal ilişkileri yıkıma uğratacak ve savaştan kaynaklı cinsel şiddet, yoksullaşma ve yerinden edilme gibi konular ele alınarak kadınların adalet talebi karşılanacak.”

+ There are no comments

Add yours